2 Ekim 2017 Pazartesi

MOTOSİKLETLE ORTA AVRUPADA 12 ÜLKE


                               MOTOSİKLETLE ORTA  AVRUPADA 12 ÜLKE

06.Eylül 2017 tarihinde Trabzondan başlayıp sırasıyla Bulgaristan,Romanya,Moldavya,Ukrayna,,Sırbistan.Macaristan,Hırvatistan,Bosna-Hersek.Arnavutluk,Montenegro(Karadağ).Makedonya ve Yunanistan.istikametinde devam edip yaklaşık 8250 km süren motosiklet seyahatimizi 29.09.2017 tarihinde tamamlayarak Trabzona geri döndüm.

 
 Bu seyahatimizi "Doğumundan Ölümüne Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman Trabzon -Zigetvar" teması ile planladık ve Trabzondan ben ve İlkay Uslu yola çıkarak başlattık .
 
   Ekibimizi Sürdük-Gittik-Gördük adı ile tanımladık
daha sonra değerli  arkadaşlarımız Birol Rüstem ve Nezih İlata ile Kırklarelinde buluşarak seyahatimize devam ettik.

  Seyahatimize Sponsor olarak destekleyen Trabzon Ortahisar Belediyesi şahsında sayın Başkan A.Metin Genç ,Trabzon Trafik Sürücü Kursu adına sayın İlhan Kuğuya ve Desteklerini her zaman yanımızda hissettiğimiz Kanuni Vakfı Yönetim kuruluna teşekkürlerimizi sunuyoruz.


 Evet değerli dostlar bu kısa girişten sonra gelelim gezimizin notlarına; İlk gün(06 Eylül)  Kanuni Vakfının önünde saat 10:00 gibi hazır olduk, sonrasında  Trabzon Ortahisar Belediye Başkanımızın gelmesi ile uğurlama faaliyeti içinde kendimizi bulduk . 
 







 






 Bu gezinin Temasını Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman olarak tespit edip doğduğu yer olan Trabzonda yola çıkınca ölüm yeri olan Zigetvar'a gitmemek elbetteki olmazdı işin ilginç olan tarafı bizim Zigetvar'a gidişimiz tam da Kanuninin bu seferinde takip ettiği güzergahtan olmasıydı.

 
İlk gün uğurlamayı müteakip sürüşümüz başladı fakat bir motor sürücüsünün yaşayabileceği olumsuzluklardan biri olan fırtına ve sağnak yağışa Ordu ile Samsun arasında  yakalanınca hızımız düştü bizde o geceyi Samsunda geçirmek zorunda kaldık.

 Ertesi günkü planımız Kırklarelinde buluşacağımız arkadaşlarımızın yanına varmaktı bu da yaklaşık 950 km yol anlamına geliyordu ki mecburen bu mesafeyi bitirmek için yola çıktık,ta ki İstanbul trafiğine yakalanana kadar herşey düzgün gitti .

 Fakat meşhur İstanbul akşam trafiği motorla seyahat ettiğimiz ve kendimize yol bulup ilerlediğimiz halde bizi de yaklaşık 1 saat geciktirdi ,yanlarından geçip gittiğimiz ve beklemekten sıkılmış araç sürücülerinin belki de imrenen bakışları arasında bu güzergahı da geçince gece 23:00 civarında Kırklareline vardık.

 Ertesi gün motor bakımlarını öğlene kadar bitirip Dereköy sınır kapısından Bulgaristana giriş yaptık,kendi  aracı ile Bulgaristana ve diğer Avrupa ülkelerine  girecekler için zorunlu olan yurtdışı araç trafik sigortasını  ( Green kart sigortasını ) eğer Türkiyede yaptırmadıysanız Bulgar sınır kapısından  biraz ilerdeki sigorta bürosunda mecburen yaptırıyorsunuz çünkü yaptırdığınızı ispat edene kadar Bulgar sınır polisi pasaportlarınızı size vermiyor.

 
  Bu da bittikten sonra yeşillikler içindeki yoldan devam ederek ilk hedefimiz olan Burgaz şehrine geldik geceyi geçirmek için hemen bir hostel bulup istirahate çekildik.Fakat  evcil hayvan kabul eden hostele girmişiz dolayısıyla geceyi köpek uluması ve tacizi altında geçirdik bu da bize hostel seçimlerinde daha dikkatli olmak konusunda ders oldu.

 Ertesi gün kahvaltı esnasında tanıştığımız Hollandalı bayanın tüm Avrupayı ki buna Türkiye de dahil otostopla ve yanında köpeğiyle gezdiğini ögrenmek yol hikayemizin ilginç anlarından ilki idi.
 
 Ertesi günkü hedefimiz Varna şehri idi biz de bunun için motorları çalıştırdık ve seyahat kaldığı yerden başlamış oldu.Şehre vardığımızda elbette ki kalacak yer ayarlaması öncelik oluyor bunu hallettikten sonra şehri gezmeye başladık .




























 
 Aklıma hemen onların da Karadeniz kıyısında benim şehriminde Karadeniz kıyısında olduğu geldi ama bir fark vardı Varna insanlarının denize girebileceği plajları olan bir tatil kenti görünümündeydi peki ya Trabzon.?
 Geniş meydanları ve parkları ile şehir içi yolları söylemeden geçemeyeceğim tabii ki soydaşlarımız hala buralarda vardı hatta gece kaldığımız daire de Bulgar vatandaşı olan bir soydaşımızındı.
 Varna  aynı zamanda Üniversite şehri ve burada okuyan Türk öğrenciler de var .
Ertesi gün dört arkadaş tekrar yola düştük bu sefer hedef Romanya'nın Köstence şehri oldu ,şehre vardığımızda gezilecek yerleri görmeye başladık . 
 
 Şehrin merkezinde Türk izlerini hemen   görüyorsunuz ,kapalı olmalarına rağmen iki camii dışardan gezebildik, yanına kondurulmuş kiliseyi görüyorsunuz ,sonrasında gezerken Türk ismi ile bir lokantaya rastladık mutlaka Türkiyeden gelip burada işyeri açmıştır diye düşünürken öğrendik ki Romanya vatandaşı olan Türklerdenmiş.hatta atalarının Karamandan  buraya getirilip  yerleştirildiklerini bize söyledi.
 Köstencede fazla kalmayıp bir Tuna nehri havzası şehri olsn Tulca şehrine devam ettik ve geceyi  şehrin yakınındaki bir koruluğun kenarında çadırda geçirdik ,ertesi gün şehri gezince Tuna nehri ve havzasının muhteşem güzelliği önümüze çıktı ama yola devam zamanı geldi ve yola çıktık.

 
 






 Hedef Ukraynanın Odessa liman şehri oldu ve gece geç vakitte Odessaya vardık ilginç olan yolda Askeri kontrol noktalarının varlığı oldu ,sizi durdurup plakanızı küçük bir kağıt parçasına yazıyorlar bir süre sonra  bir başka kontrol noktasına varıyorsunuz bu sefer size verilen o küçük kağıt parçasını iade etmek zorundasınız,.arkadaşlarımızdan birine verilen kağıt parçası sürüş esnasında uçup gidince pasaport kontrolü ile kontrol noktasından ayrıldık. 

  Romanyadan sonra Ukraynaya geçerken arada 60 km civarında Moldavaya giriş çıkış yapıyorsunuz girerken  sigorta yapmamız konusunda mecbur tutulmadığımızdan biz de yaptırmadık ancak çıkış esnasın da sigorta evrakı istenince biz de yok cevabını verdik.Sınır polisi  ceza ödeyeceğimizi söyledi bu esnada içeride ki  büroda çalışan Alexander bize düzgün Türkçesiyle yardımcı oldu ve kabahatli olmadığımız ortaya çıkınca ceza ödemekten kurtulmuş olduk.






 Ukraynanın yollarının kalitesi berbat hele  ki motosiklet için .
 Gece geç saatlerde vardığımız hostelin görevlisinin kapıyı açmamak ve bizi içeri almamak için gösterdiği çaba takdire şayandı ama  gelen başka bir görevli yardımcı olunca sokakta kalmaktan (çadır kurmaktan) kurtulmuş olduk.

 Odessa bu gezi esnasında gördüğüm en geniş alana yayılmış şehirlerden birisiydi ki diğeri de Budapeştedir.

 Odessa büyük parklar eski binalar uzun ve geniş bulvarlar ile caddeler şehri diyebilirim.Gittiğimiz her şehirde olduğu gibi burada da Türk lokantaları var,damak tadını kaybetmek istemeyenler için lazım olabilir.

Ukrayna ve Moldavada benzin istasyonlarının çoğunda  kredi kartı geçerli değil nakit istiyorlar ,Ukraynadan çıkmadan önce benzin alalım diye istasyona girdik dolunca ödeyelim istedik kabul etmeyip kaç liralık istiyorsak o kadar parayı peşin istediler .

Moldava ve Ukraynada neredeyse tüm şehirdışı  yolların  her iki tarafı ceviz ağaçları ile dolu ve insanlar araçlarını çekmiş ceviz topluyorlardı.

 
 

Odessa sonrası hedefimiz Moldava!nın başkenti olan Kişinev oldu ve yola çıktık ancak cep telefonundaki  navigasyonun azizliğine uğrayınca kendimizi askeri birliğin nizamiyesinde bulduk neyseki doğru yolun tarifini alıp yola devam ettik.

Burada da kontrol noktasında durdurulup pasaport kontrolu sonrasında elimize birer kağıt parçası verildi bir sonraki kontrol noktasında iade etmek üzere veya ülkeyi terk ederken,  ancak kimse bir daha bizi durdurup  o belgeyi istemedi.Kişinev'e öğleden sonra varıp kalacak yeri ayarladık.

 
  Sonra şehri gezerken bir Türk lokantası gözümüze çarpınca girdik sahibi de Çaykaralı çıkınca muhabbete başladık o sırada musallat olan Moldavalı dilenci diz üstü çöküp haç işareti yapınca yanliş kapıyı çaldığını da öğrenmiş oldu ,hemen lokanta sahibinin eşi dilenciyi yanımızdan gönderdi meğer günde 3-5 defa gelip bu şekilde para dileniyorlarmış.

 Sonraki günkü hedefimiz Romanyanın Braşov  şehri oldu şehre vardığımızda akşam olmuştu ve pazar kurulmuştu  ama yine de şehrin tarihi havasını gördük  ve yaşadık ,ertesi gün dünyanın en zor yollarından olan ünlü Transfagaraşan için istirahate geçtik.

Ve ünlü yol Transfagaraşan'a varmadan yolumuz üzerindeki Kont Drakula nın  (Kazıklı Voyvada) şatosunu gezdik,her yer orta yaşın üzerindeki turistlerle dolu.Ama biz o kategoride değiliz çünkü biz " turist değil gezginiz.".




 



Sonrasında her motosiklet sürücüsünün geçmek istediği 90 km. lik ve  keskin dönüşleri olan Transfagaraşan yolunda sürüşe başladık ve sonrasında  geçeyi geçirmek için zirvenin yakınlarında çadırlarımızı kurduk.Rakım yaklaşık 2050 m.civarında olunca gece oldukça rüzgarlı ve soğuk geçti sabaha kadar uyumadık diyebilirim.
 Sabah olunca biran önce çadırları toplayıp ayrılalım istedik ama olsun  değişik bir tecrübeydi ve değerdi .








 Ayrıldıktan sonraki hedefimiz Sırbistanın başkenti Belgrad oldu vardığımızda vakit  akşam saatlerine yakındı  ancak gecesinin ne kadar canlı olduğuna şahit olduk dolaysıyla en az gezdiğimiz şehir oldu artık gezmek için tekrar gidilecek şehirler listesine eklenmiş durumda..

 Ertesi günkü hedef Macaristan / Budapeşte oldu vardığımızda akşam olmuştu bizde gezmek için ertesi günün tamamını ayırdık böylece iki gece kalmış olduk ama tam anlamıyla gezdik diyemem çünkü yağmur ve soğuk bizi engelledi.
 Ancak bu bir günde bile şehrin güzelliklerini,tarihi binalarını ,Tuna nehri üzerinde her biri ayrı bir güzellik olan köprülerini görme fırsatını bulduk .


                              Budapeşte de tekrar görülecek şehirler listesinde yerini almış oldu.














  Sonrasında  hedefimiz Zigetvar oldu bizde yola çıktık fakat geceyi Zigetvar yakınlarındaki Pecs şehrinde geçirmek zorunda kaldık.

   
 Sebebi ise motorlarımızdan birinin lastiği patladı ,günlerden pazar ve bize yardımcı olmaya çalışan İtalyan vatandaşı olup Macaristanda Benzin istasyonu işleten şahsın da elinden birşey gelmeyince ertesi güne kalmak şart oldu.Ertesi gün  Zigetvara vardık ana hedefimize ulaşmanın mutluluğuyla kalesini ve  müzesini gezdik.

 Zigetvarın merkezindeki Alipaşa camiini kiliseye çevirmişler kapalı idi gezemedik .


.Kazı alanında, Kanuni'nin aradan geçen yüzyıllar içinde kaybolan türbesi, bir cami, bir derviş tekkesi, askerler için bir garnizon ve tüm bu binalara hizmet veren sivillerin yaşadığı binaların kalıntıları var.Türk kazı ekibi ile tanışıp onlardan bilgi aldık .

 Zigetvar meydanındaki heykel. Ayrıntıya dikkat. Aslanın ayağının altında bir hilal var. Adamlar burada sonuna kadar savaşmışlar.ve yenilmişler ama yine de yendik diye düşünüyorlar. Demek ki kuyruğu dik tutmak lazım.

 
  Zigetvardan ayrılınca hedefimiz tarihin gördüğü en kısa meydan savaşlarından birinin yaşandığı ( 2 saat ) Mohaç oldu.Biz savaş alanını ararken Mohaç şehrine vardık sorup soruşturunca savaş alanının 10-15 km  şehrin dışında farklı bir yerde olduğunu öğrendik .

 Oraya vardığımızda alanın çevrilmiş olduğunu gördük  ,biletle girilen ,müzesi olan bir bölge önümüze çıktı fakat oraya kadar gitmişken görmeden ayrılmak olmazdı ,mesai saatleri sonrasına denk geldiği için mecburen bir şekilde içeri girip savaş alanını gezdik.

Sonrasındaki hedefimiz Hırvatistanın başkenti Zagrep oldu ,








tarihi bir şehir ancak bir gün yeter dedikten sonra ertesinde Hırvatistan'da Bosna-Hersek sınırına oldukça yakın bir bölgede yer alan, aynı zamanda UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası listesine aldığı göller topluluğu Plitvice Göllerini gezdik .bir alan düşününki doğal park alanı olup hiç el değmemiş göller ve şelaleler ile dolu olsun .

  Aklıma Uzungöl geldi biz niye doğal hali ile koruyamadık, üzüldüm .Bileti alıp alana girerken  sizin biletinizi kontrol eden kimse yok ,tamamıyla devlet vatandaşına güveniyor ,vatandaşta bu güveni boşa çıkarmıyor ve suistimal etmiyor.Tıpkı bizdeki gibi değilmi?











 O günün akşamımda Adrıyatik sahil şehirlerinden olan Zadar'a vardık geceyi geçirip ertesi gün Split şehrine vardık bir süre şehri tanıyıp sonrasında sahil şeridinde sürdük ve geceyi onlarca küçük kasabalardan birinde geçirdik.








Ertesi günkü hedefimiz Bosna Hersek/Mostar şehri oldu ve vardık.Mostar köprüsü ve etrafı Türk kimliğinin izlerini taşıyor her yer her milletten turist kaynıyor.Köprüdeki  gençler 40 euro karşılığı sanatlarını icra edip nehre atlıyorlar.
















 Ayrılma zamanı gelince yeni hedef Arnavutluk/Tiran oldu ama arada İşkodra şehri vardı önce burayı gezdik ve akşamında başkent Tiran'a girdik.Gezdiğimiz şehirlerde camiden ezan sesini ilk Tiranda duydum diğeri de Makedonyanın Ohri şehri idi,Tiran şehrinin  büyük ve geniş meydanları var bir tanesinde cami gördüm ama hemen yakınına kiliseyi kondurmuşlar.


 .
  Ertesi günkü hedefimiz Montenegro ( Karadağ ) oldu ve sınırdan giiriş yaptık biraz sonra muhteşem güzelliğiyle bu küçük ülke önümüze çıktı ,Adriyatik kıyısının Butik Ülkesi daha ne diyebilirimki yalnızca fotolara bakın yeter.
 Arnavutluktan Montenegroya giderken yolda rastladığımız Macar vatandaşı olan Tomas ilgimizi çekti çünkü yatağı da içinde olan iki tekerli  yaşam aracını kendisi çekiyor ve  yaya olarak Avrupayı geziyordu.
 Bizim değil bulunduğu şehirden . evinden ve ya mahallesinden dışarı çıkmayan insanlarımıza  örnek olması dileğiyle...

                                                       Ve Montenegro....













 Sonrasındaki hedefimiz için ertesi sabah yola çıktık ,Makedonya /Ohri şehri ve Ohri gölü ,aslında göl Arnavutluk ve Makedonya tarafından paylaşılmış ama yarısından az kısmı Arnavutlıuk tarafında kalmış.Ohri küçük şirin bir kasaba görünümünde  ve Tarihi dokuyu çok güzel muhafaza etmişler.

 Türk sokağı var ama şehirde Türk kimliğinden artık çok az şey kalmış bunlardan bir tanesi de Pir Mehmed Hayati Hz. Halveti Dergahı ve Türbesi.



 



 
Biz oradayken Türkiyeden gelen turist kafilesi şehri geziyordu.,çok temiz diyebileceğim bir göl düşünün ve yazın göl kenarının plaj olarak kullanıldığını gözünüzde canlandırın.

 Osmanlı çekildikten sonra neredeyse tüm İslam ibadethaneleri yıkılıp yerine Kilise yapılmış,bu kadar küçük bir şehirde hatırı sayılır miktarda manastır ve kilise gördük diyebilirim.

  Şehirde gezerken parkların birinin içinde bizim yöremizin karayemiş ( taflan) olarak tanıdığı ağaca rastladım ve meyvesi de vardı,evlerin birinin bahçesinde fındık ağacına da rastladım.

  Ancak kaldığımız hostelin bahçesindeki üzümlerin tadını ve kokusunu unutmak mümkün değil bunun yanında hemen her evin bahçesinde üzüm ve nar ağacı  var ve evler iki ya da üç katlı daha fazla değil.

 Ohri gölünün incisi meşhurmuş onu da öğrenmiş olduk.Ve gezdiğim yerler içinde en çok beğendiğim  sıralamasında ilk üçe kesin giren Ohri'den ertesi sabah ayrılarak yoğun yağış altında M.Kemal ATATÜRK'ün Askeri Liseyi okuduğu Manastır şehrine hareket ettik.

 Yaklaşık 90 Km sonra Manastır Askeri İdadisinin içinde geziyorduk duygulanmamak elde değil.Binanın içinde bir bölümü ATATÜRK'ÜN  anı odası haline getirmişler tabii ki devletimiz bu odayı düzenlemiş, diğer bölümler ise Makedonya milli müzesi olarak kullanılıyor.






Sonrasında aynı gün Yunanistan sınırından geçerek Selanik şehrine vardık orada da Atatürk'ün doğduğu evi gezdik benzer duygular orada da canlandı.




Selanik söyledikleri gibi İzmir'e benzeyen bir sahil şehri ve kendimi o yoğun trafiğin içinde bir an Türkiyede zannettim diyebilirim.Bir başka ilgimi çeken husus ise  bizleri ülkemizde eski model diye yüzüne pek bakmadığımız motosiklet modellerinin orada vızır vızır trafikte yol aldığıydı.



 Geceyi geçirmek için Kavala Şehrine hareket ettik  geceyi geçirdiğimiz hostelin sahibi babasının Samsundan göç etmiş olduğunu eşinin annesinin ise Trabzondan göç etmiş olduğunu konuşmamız esnasında söyledi ,bir ima söz konusu olmadığından o konuya fazla girmedik.

  Ancak Makedonyadan geldik diyince gerçek Makedonyanın kendi sınırları içinde olduğunu onların ise sahte Makedonya olduğunu öne sürdü ,bizi ilgilendirmediğinden söyleyecek bir şey yok nasıl istiyorsa öyle düşünsün.

 Kavalada balık yemek isteyince karşımıza hamsi çıktı ama Trabzondan gelip hamsiyi Kavalada yemek pek uygun olmazdı tabii ki biz de yemedik.Ama meşhur Kavala kurabiyesinin tadına bakmadan olmazdı.

 Sonraki gün İpsala sınır kapısından girerek topraklarımıza ayak basmış olduk ,İstanbula vardığımızda yoğun yağmur ve fırtına ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsünde karşılaştık neyse ki sıkıntısız bir yolculukla geceyi geçireceğimiz yere geldik

.Ertesi gün yola çıkarak sonrasında Trabzon'a varmış oldum.

 Bu geziden aklımda kalanlara  gelince ; Yunanistan hariç  diğer ülkeler kendi para birimlerini kullandığından yiyecek içeck ,benzin ve konaklama  piyasa fiyatları nispeten bizden ucuz veya bize  yakın ancak Yunanistan tamamen euro bölgesi olduğundan bizden pahalı diyebilirim.

Bunun yanında karayollarının kalitesi olarak daha önce de bahsettim Ukrayna ve Moldavanın yolları berbat diğer ülkelerinki bizden iyi değil.

 Hırvatistanın özellikle Adriyatik sahillerinin tam bir tatil cenneti olduğunu aynı sahillere kıyısı bulunan Montenegronun da (Karadağ)  aynı özelliklere sahip olduğunu ve çok daha güzel olduğunu söyleyebilirim.













Türklerle bir arada yaşayan ülkelerde bizim böreğimiz unlu mamuller satan her yerde bürek adıyla  kendini gösteriyor.

 Avrupaya aracıyla giden herkes bilir benzin istasyonlarında yakıtı aracınıza kendiniz dolduruyor ve kasaya gidip ücretini ödüyorsunuz yani bizdeki gibi pompacıya ihtiyaç yok.

 İletişim ihtiyacımızı yakıt aldığımız istasyonlarda veya yemek yediğimiz restoran ve kafelerdeki wifi sistemine girerek karşıladık tabiiki buralarda müşteriler faydalansın maksadıyla  wifi sistemine giriş çoğunlukla şifresiz oluyor.

  Moladavaya ikinci girişimizde sigorta konusunda zorunlu tutulduk biz de yaptırdık,  Moldavadanın başkenti Kişinevde   herkesin araçlarını park ettiği yere biz de motorlarımızı park ettik ama polis  bir arkadaşımızı gözüne kestirdi ve onu karakola götürüp yanlış yere park yaptığımız için ceza ödeyeceksiniz diye bir süre alıkoydu  ve sonrasında  sınırdan geçerken hepiniz cezayı ödeyeceksiniz deyip salıverdi.Ancak sınırdan geçerken trafik cezası önümüze çıkmadı.

 Gezimiz esnasında  bir çok Türkçe konuşan kişiyle karşılaştık. Türkçeyi nasil oğrendiniz sorusuna, TV dizilerinden ya da geçen sene 1 ay Türkiye'ye tatile gitmiştim gibi ilginç cevaplar alıyoruz.Bu durum bir çok ülkede böyle.Senelerce uğraşıp İngilizceyi öğrenemeyen bizlerle mukayese edince, bizde bir sorunmu var acaba diye düşünmeden edemiyorum.Ya eğitim sistemimizde sorun var ya da gerçekten bir başka sorunumuz var sanki.

 Mostarda köprü civarındaki camileri gezmek isteyenlerden para istendi,ibadet etmek isteyene serbest.

 Zaman planlaması yaparken seyahat için ayırdığınız gün ve seyahat edilecek yerlerin planlamasında mümkün olduğunca esnek olmak lazım çünkü herşey planlandığı gibi gitmiyor.

  Motorla seyahat ediyorsaniz mutlaka kıyafetinizin,botunuzun ,eldiveninizin vs  su geçirmez olmasına,navigasyon cihazınızın motosiklet için üretilenlerden olmasına ve fotoğraf makinenizin bu iş için üretilenlerden olmasına dikkat edilmesi gerektiğini bir kez daha tecrübe ettik.

 Yolda 3-4 defa yoğun yağış altında seyahat edince suya dayanıklı malzemenin önemini  daha iyi anlıyorsunuz.

 Motosikletle seyahat maksadıyla üretilmiş motor malzemeleri ( çanta vs ) dışında olan her türlü malzeme  bu şekilde olan uzun seyahatlerde kullanıcısına  sorun yaşatabiliyor.

 Ve son olarak hemen her motosiklet sürücüsünün bir yerlerde rastlayıp okuduğu şu veciz cümle " Bu tür seyahatlerde iki kişi azdır,üç kişi fazladır."


  Yani çok iyi anlaşabilenler ve motor sürüş  kabiliyetleri uyumlu  olanlar seyahate beraber çıkmalı yoksa bazen sıkıntılar  yaşanabilir.

 Evet bir geziyi de böylece bitirmiş olduk kısmet diğerlerine..





 

MOTOSİKLETLE ORTA AVRUPADA 12 ÜLKE

                               MOTOSİKLETLE ORTA  AVRUPADA 12 ÜLKE 06.Eylül 2017 tarihinde Trabzondan başlayıp sırasıyla Bulgaristan,Ro...